Evlâd Terbiyesi | Evlat Terbiyesi

0

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!..” (Tahrîm, 6)

Rasûlullah (sav) buyurdular:
“Doğan her çocuk (İslâm) fıtratı üzere, saf ve tertemiz doğar. Sonra anne-babası, onu yahudî, hristiyan veya mecûsî yapar…” (Buhârî, Cenâiz, 80; Müslim, Kader, 22, 23; Ahmed, II, 253)

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:
“Küçükken terbiye görmeyen, büyüdüğünde hiç terbiye edilemez ve iflâh olmaz. Bir yaş çubuğu istediğin gibi bükebilirsin. Fakat kuru çubuğu doğrultmak için, ateşe tutmak lâzımdır.”
İnsanoğlunun ortalama 70-80 senelik ömrü, ekseriyetle çocukluk ve gençlik yıllarında atılan temeller üzerinde şekillenir. Dolayısıyla hayatın bu ilk devresi, âdeta bir ömre bedeldir.
Hakîkaten, çocukluk ve gençlik çağı, hayat ırmağının akacağı mecrâyı belirlemekte bir başlangıç teşkil ettiği için, son derece mühimdir. Zira ana vasıfları itibâriyle şahsiyetin şekillendiği bir mevsimdir. Bu mevsimde hak ve hayır istikâmetinden küçücük bir sapma bile, ileriki yaşlarda dönülmesi güç yanlışlıklara sürüklenmeye sebep olur. Bunun içindir ki atasözlerinde; “Ağaç yaşken eğilir. Demir tavında dövülür.” denilmiştir.
Yani her cevherin işlenmeye en müsait zamanını ve kıvamını bilmek ve o ânı iyi değerlendirmek îcâb eder. Bilhassa insan terbiyesinde, bu husus son derece mühimdir. Şahsiyet ve karakterin büyük ölçüde şekillendiği küçük yaşların kıymetini bilmek gerekir. (Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi Ağustos-2016)

Her Güne Bir Esma-ül Hüsna (Allah’ın En Güzel İsimleri)
Mâlike’l-Mülk: Bütün mülkün, kâinatın yegâne sahibi, bütün varlık âleminin tek hâkimi demektir.

Kısa Günün Kârı
Her çocuk, kendisini bâtıl yollara sürükleyen herhangi bir sebep olmadığı müddetçe, hidâyeti kabûl edebilecek kâbiliyet ve temâyüllerle dünyaya gelir. Fakat anne-babası veya yakın çevresi îmandan mahrum ise, onu hidâyetten uzaklaştırıp küfre sevk eder. Şâyet fâsık kimselerse, fısk u fücûra alıştırır. Çocuk büyüyüp bülûğ çağına erdiğinde de, hayatına nasıl alışmışsa, ekseriyetle o şekilde yoluna devam eder.

Lügatçe
mecûsî: Mecûs dîninde bulunan, ateşe tapan kimse veya mecûs dinine mensup, bu dinle ilgili olan.
mecrâ: 1. Yol, güzergah.

Kaynak

Share.

Leave A Reply